|
Yazar Okan Arslan
|
Her ne kadar Demokrat Parti denildiğinde belleklerimizde Adnan Menderes lider şeklinde algılanmaktaysa da, DP’nin lideri ve Partiyi ilk iktidara taşıyan (1950) esasında Celal Bayar’dır. Demokrat Parti hareketi, her ne kadar Toprak Reformu vb. girişimlere karşı CHP içinden isimlerin ön plana çıkması ve meşhur Dörtlü Takriri imzalaması şeklinde ortaya çıkmışsa da, burada görünmeyen ve zımni gerçek, kökleri Atatürk’ün sağlığına kadar götürülebilecek Bayar-İnönü çatışması ve mücadelesidir. Zira Bayar, Atatürk’ün İnönü’yü yıllar sonra görevden alarak Başbakanlığa atadığı bir kişiydi ve her ne kadar Bayar Atatürk’ün ölümünden sonra Cumhurbaşkanı seçilmesinde İnönü’ye destek vermişse de, kısa bir süre sonra görevden alınmasıyla beraber birden İnönü ya da o dönemin tek lideri, Milli Şefin rakibi haline gelmiş oldu. Bu liderlik mücadelesi, zamanla Demokrat Parti iktidarını doğurdu. Yorum yaz! (1 Comments) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Serhan Akalın (Konuk)
|
Geçtiğimiz haftalarda ABD merkez bankası FED faiz toplantısı yaptı. Mevcut faiz oranlarını değiştirmedi ve bilindiği üzere faiz oranı %0, 25. FED in yaptığı son toplantıdaki konuşulanlar çok ilgimi çekti ve paylaşmak istedim. FED’in kendi çalışanları, yapmış oldukları bir analiz doğrultusunda mevcut faiz oranlarının olması gerekenden daha aşağıda hatta eksi değerlerde olması gerektiğini savundular. Bunu için bir rakam bile belirlenmiş ve ABD merkez bankası FED’in piyasalara sinyalini verdiği faiz oranı %-5. Bununla gelecekte piyasaların eksi haneli faiz oranlarına hazır olması istenmiş olabilir, bankalara ve diğer finansal kurumlara sinyal verilmiş oldu. Bu ABD ekonomisinin aslında FED’in açıkladığından daha kötü durumda oluşunun işareti olarak algılandı. Yorum yaz! (5 Comments) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Sedat Palut (Konuk)
|
Her gün kullandığımız cümlelerin sınırlanmışlığı… “Sözcükler, karşılıklı, birbirine bağımlı bir yaşamı desteklemek amacıyla iletişimi kolaylaştırmak için yarattığımız yapay kurgulardır, ” diyor Vassaf. Kendi yapay kurgularımızın esiri miyiz artık? Zaten sınırlı sayıda kullandığımız kelimeler çepçevre sarıyor bizi. Her gün içine girdiğimiz evin başkaları tarafından şekillendirilmiş olması… “20. yy totaliter evleri mekânı fonksiyonel biçimde düzenlemelerinin yanı sıra özgürlüğün kendini en çok hissettirdiği mekânlardan da yoksundur.” diyor Vassaf. Yorum yaz! (2 Comments) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Alper Ecer
|
Bilirsiniz, bizim ülkemizde arabanızı sokağa park ettiğinizde bir çok zaman değnekçi adı verilen tipte insanlar yaklaşır ve oraların tekin olmadığını ima ederek “abi, 2-3 milyon ver de arabaya göz kulak olayım, çizmesinler şimdi” der. Bu kişilere “hadi ordan dingil” diyemezsiniz, çünkü derseniz siz uzaklaşınca çizecek olan gene kendileridir. Diğer bir deyişle adam size kibarca “para vermezsen arabanı çizerim” demekte ve haraç istemektedir. Fakat işin ilginci, parayı verirseniz gerçekten arabanızı mesela bir başka serserinin gelip çizmesine de engel olurlar, çünkü bunlar bölgeyi kendi aralarında parsellemişlerdir, gene tıpkı çete gibi. Biri buradaki, diğeri 3-4 sokak ötedeki arabaları çizmektedir ve birbirlerinin bölgelerine girmemektedirler. Tıpkı eşkıya çeteleri gibi ortadaki güvenlik problemini kendileri çıkartmakta ve haraç karşılığında gene kendileri çözmektedirler. Yorum yaz! (6 Comments) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Okan Arslan
|
Türkiye’de, uzun yıllardır süre gelen; kökleri kadim bir geçmişe dayanan cemaatsel çatışma; Fethullah Gülen hareketi ve Kemalist cemaat arasında yaşanan çatışmadır. Her iki cemaat de, Türkiye’de başat aktör olmaya çalışmakta ve bunun için eğitimi iyi bir yol ve araç olarak kullanmakta ve kendi prensip ve anlayışlarını hâkim kılacak bireyler yetiştirmeyi hedeflemektedir. Bu iki cemaatten öncelikle laik olan Kemalist Cemaatin irdelenmesinde fayda vardır; zira diğer cemaat önemli ölçüde Kemalist Cemaatin tekelini yıkmaya yönelik bir tepki hareketidir. Kemalist Cemaat ve bu Cemaatin eğitim kurumları (örneğin Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Türk Eğitim Derneği vb.) 1920’lerden başlayarak Türkiye’de bir Fransız Devrimi gerçekleştirmek ve bu çerçevede İmparatorluktan miras alınan heterojen yapı üzerine homojen bir yapıyı inşa etmek isteyen Kemalist Modernleşme projesinin ülke çapında tek geçerli anlayış olmasını hedefleyen kurumlardır. . Yorum yaz! (21 Comments) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Sedat Palut (Konuk)
|
II. Abdülhamit dönemi Türk Tarihi içinde ayrı bir önem taşımıştır. Bitmez bilmez bir tartışmadır, Ulu Hakan mıdır yoksa Kızıl Sultan mıdır? Bu tanımları hep ideolojik bulduğum için kabul etmemişimdir. Neye, kime göre Ulu Hakan, İslamcılara göre mi ya da kime göre Kızıl Sultan Yahudilere, dönemin sosyalistlerine göre mi? II. Abdülhamit’in padişahlığının dışında neler yaptığını, zevklerini bizi ilk haberdar eden araştırmacı İsmet Bozdağ oldu. II. Abdülhamit’in bulduğu günlüklerini günümüz diline çevirerek yayımladı. Onunla ilgili bu konuda diğer bir önemli çalışma, Eylül ayında piyasa çıkan, kızı Ayşe Osmanoğlu’nun yazdığı Babam Sultan Abdülhamit* isimli kitaptır. Yorum yaz! (2 Comments) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Okan Arslan
|
Muhafazakâr dendiğinde, Türkiye’de akla gelen daha ziyade “Dindar” ya da “İslamcı” olan; Batı’dan ve Batı medeniyetinden pek haz etmeyen; muhtemelen karısı, kızı tesettürlü kişidir. Nitekim ‘Muhafazakâr Kesimler’ ifadesi de İslami bir hayat tarzını benimsemiş kişileri ifade etmek için kullanılır. Kökenleri ve başat kadrosunun mazisi itibariyle Milli Görüşçü (dolayısıyla Muhafazakâr) olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, Milli Görüş’le arasına mesafe koyarak kendisini “Muhafazakâr-Demokrat” olarak nitelemesi de, Parti her ne kadar Batılı anlamda bir Muhafazakâr parti olmaya öykünüyorsa da, aslında Türkiye’deki kullanımı itibariyle “Müslüman-Demokrat” ya da İslamcı-Demokrat” şeklinde algılanmaktadır. Muhafazakâr, Türkiye’de “Dindar-İslamcı” şeklinde algılanadursun, Muhafazakârlığın, gerek siyaset bilimindeki kullanımı, gerekse Batı’daki algılanış şeklinin, bizimkiyle pek bir alakası bulunmamaktadır? Yorum yaz! (5 Comments) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Alper Ecer
|
Bu kişiler bugün Google’ı kapattırmaya çalıştıklarında “abarttınız siz de” diyebilen Atatürkçüler var, peki ama yarın gene benzer zihniyetteki birileri çıkıp Türk lirasının değiştirilebilir (convertable) bile olmadığı dönemlerden bahsederek “Atatürk döneminde bir lira şu kadar dolardı” dediğinde buna inanacak mıyız? Yoksa küreselleşmeyi ve piyasa mekanizmasını anlayamamış birilerinin saçmalıkları diyebilecek miyiz? Aynı zihniyet çıkıp “Türkiye’nin kurtuluşu demiryolundadır” dediğinde ona otomobilin trenden daha etkin taşımacılık yapabildiğini söyleyebilecek miyiz? “Atatürk dış geziye çıkmamıştı, onurlu politika böyle yapılır, bugünküler de gitmesin, onlar ayağımıza gelsin.” dediğinde bunun altında yatan üçüncü dünyacı zihniyeti sezebilecek miyiz? “Şeker fabrikaları stratejiktir, özelleştirilirse güvenliğimiz tehlikeye girer” buyurduklarında ekonomiden anlamadıklarını… “Parmak hesabıyla bu iş olmaz, dağdaki çobanla profesörün oyu bir mi?” dediklerinde bunların iktidardan halk oyuyla düşmüş tek parti zihniyetinin intikamcı hıncıyla üretilmiş 60 sene öncesinden kalma sloganlar olduğunu. Yorum yaz! (11 Comments) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Okan Arslan
|
İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) açısından, topyekün bir düşüş olmamakla beraber, bir önceki Genel Seçim’e göre % 8 civarında oy kaybı şeklinde gerçekleşmiştir. Bu sonucu doğru okuduğumuzda ilk dikkatimizi çeken şey, AKP’nin 2007 Genel Seçimleri’nde özellikle Kürt ve İslami kesimden aldığı ödünç oyların geri alınmış olmasıdır. Zira Yerel Seçim sonuçlarına bakıldığında, Demokratik Toplum Partisi (DTP) , kemikleşmiş oyu olan %6 civarına geri dönerken; yeni bir genel başkanla, yeni bir başlangıç yapan ve Erbakan döneminden kalma hayali Dünya algılamasından vazgeçmiş ve ayakları daha iyi yere basan Saadet Partisi (SP) , bir önceki seçimdeki marjinalliğinden kurtularak bir şekilde siyasette etkin bir aktör olacağının sinyallerini vermiştir. SP’nin bu seçimdeki başarısı, kuşkusuz AKP’den gelen oylar sayesinde olmuştur. Yorum yaz! |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Serhan Akalın (Konuk)
|
İktisat biliminde kıt kaynaklara karşın üretmek ve kıt kaynaklara karşın istihdam vardır, fakat sonucunda o toplumun refah seviyesinin artmasının sonucunu doğurur. 1967yılında Bangkok’ta, Endonezya, Malezya, Filipinler, Singapur ve Tayland tarafından oluşturulan (kısa adı ASEAN) bir ekonomik işbirliği topluluğu oluşturuldu. Daha sonra Brunei, Vietnam, Laos, Myanmar ve Kamboçya da bu topluluğa katıldı. Bu birlik bugün 850 milyar dolarlık bir büyüklük halinde faaliyet göstermekteler. Bu büyüklük ihracata dayalı bir büyüklük ve hepsi de ABD’ye mal satarak bu büyüklüğe ulaştılar. Fakat sizin de dikkatinizi çekmiştir bu ülkeler, bir kaçı hariç (Singapur Endonezya Malezya) dünyanın refah seviyesi en düşük ülkelerdir. Bu kadar çok ihracat yapmalarına karşın ülkelerin refah seviyeleri çok düşüktür. Yorum yaz! (8 Comments) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Ebru Afat** (Konuk)
|
Milyonlarca Hintli, kendi hayatlarından bir kesiti dünyaya sunan Milyoner’in, aralarında en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi uyarlama senaryonun da yer aldığı toplam 8 dalda ödül almasını coşkuyla kutladılar. Diğer yandan filmin karelerinde donan sefil, sert ve yürek burkan Hindistan imajından, tartışma götürmeyen gerçekliğine rağmen, büyük rahatsızlık duyan Hintliler ise Milyoner etrafında oluşturulan mutluluk halesine duydukları tepkiyi protesto gösterileri ile ortaya koydular. Nihayetinde, Hintlilerin filme yönelik bağrına basma ile öteleme arasında gidip gelen bütün bu duygu salınımları, kısa sürede bir sinema eseri olmanın ötesine geçip adeta bir küreselleşme göstergesine dönüşen Milyoner üzerindeki tartışmaları daha da dikkate değer bir noktaya taşıdı. Yorum yaz! (3 Comments) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Okan Arslan
|
Yerel Seçim sonuçlarına bakılarak bir sonraki genel seçimin sonuçlarını tahmin etmenin doğru olduğu ve iktidara gelişin ve iktidardan gidişin, doğrudan yerel seçimlere bağlı olduğu tezi, geçmişten bugüne bakıldığında çoğu zaman doğru olmakla birlikte; zaman zaman da beklenmedik siyasi ve ekonomik gelişmelere bağlı olarak yanlışlanabilmektedir. Yine de, yerel seçim sonucuna bakılarak bir sonraki genel seçimin falına bakmak; siyasal partilerin gidişatını tahlil etmek mümkündür. Bu yazıda, 1963 yılından; son yapılan 2004 yerel seçimlerine kadar başat siyasi partilerin gidişatını ele alacağız. Seçmenlerin yerel seçimlerde özellikle parti yerine adaya oy verme eğilimleri dikkate alınarak; aşağıda detaylandıracağımız yerel seçim sonuçlarını, daha ziyade partilere oy verilen İl Genel sonuçları bazında değerlendireceğiz. Yorum yaz! (1 Comments) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Bahadır Kula** (Konuk)
|
Hareketsizliği ve sessizliği içimize sindirmiş olduğumuz için bize öğretilen ve verilen bu yaşamı huzurlu ve özgür addediyoruz. Fakat bir de bir soru takılsın aklınıza, bir çıkıntılık yapın ya da okulunuza şöyle değil de böyle gidin bakalım, sorun çıkardığınız zaman ne kadar özgür olduğunuzu göreceksiniz. Özgürlüğü sessizlik ve hareketsizlik içinde ölçtüğümüz için bu yanılgıdan mustaribiz. Peki 82 Anayasası’nın, Anayasa Mahkemesi’nin, ya da YÖK’ün varlığının benim bedenim, günlük edimlerim üzerinde ne gibi bir etkisi olabilir diye sorabilirsin. Ben de diyorum ki soluk aldığın evreni bu kurumlar oluşturduğu için sen öyle olduğunu zannediyorsun, bu kurumlar senin günlük hayatını etkilemezler, onları yaratırlar. Öylesine yaratırlar ki oluşturdukları ilk illüzyon zaten kendi etkilerinin yokluğudur. Yorum yaz! (5 Comments) |
|
Devamını oku...
|
|
|