|
|
|
Yazar Rasim Ozan
|
En başta Deniz Gezmiş olmak üzere o çizgideki Türk 68 hareketi tam anlamıyla ulusalcı/milliyetçi bir çizgideydi, zaten bunu reddediyor da değillerdi. 19 Mart 1969’da Devrimci Öğrenciler Birliği yayınladığı bildiride “Gerçek Milliyetçi öğrenciler devrimcilerdir, bizleriz” diye gururla övünüyordu. İşçi sınıfının haklarını, tüm dünya işçi sınıflarının birliğini ve kardeşliğini önceleyen temalar bile o ulusalcı/milliyetçi genel yapı içinde ihmal edilebilir unsurlardı. Esas vurgu milli bütünlük, anti-emperyalizm, tam bağımsızlık, Kuvvayı Milliye ve ikinci kurtuluş savaşı gibi ulusalcı-Kemalist temalar üzerineydi. Batı 68’inin olumlu yanlarından da zerre nasiplenmemiş şekilde otoriter, militarist, cuntacı yöntemlerle iktidarı kutsayan bir hareketti bizim 68. Yorum yazmak için: |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Doğan Gürpınar
|
Tuhaf bir şekilde South Park’da bol bol dalga geçilen “politically correctness” en önemli ezberlerden biri haline geldi. Bu politically correct tavır aynı zamanda politically correct olarak zikredilenlerin muhtevasının anlam ve değerini de boşalttı, anlamsızlaştırdı. Örneğin birden feminist duyarlılık solcu/ilerici olmanın bir zorunluluğu haline gelince lafzi düzeyde bu öyle zikredilir oldu ki sorunun politik alandan çok daha derin noktalardan zuhur ettiği ve çok daha ciddi olduğu gizlenir oldu. Sınıf siyasetinin çöküşünden sonra solun yeniden icadı olarak ortaya çıkan kimlik siyaseti, nasıl ki geleneksel sosyalizm “sınıf”ı bir “öz” olarak ele alıyor ve sosyalliği bu öz üzerinden açıklıyordu, aynı şekilde “kimlikler” de yeni sol için aynı mistifikasyon işlevini görür oldu. Yorum yazmak için: |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Rasim Ozan
|
Bugün Batı toplumları "civic education" denilen yöntemle bu ortak zemini oluşturabilmek için sivil bir seferberlik halinde çalıştılar. 45-sonrası modern Batılı devletler/yurttaşlar dünyası biraz böyle kuruldu, istikrarı bunun üzerine oturdu. Bizim modern devletimiz/cumhuriyetimiz ise böyle bir yeni ortak-zemin kurmak yönünde, civicization/yurttaşlaşma yönünde sivil çabaları desteklemek bir yana, sürekli bu toplumu bir arada tutan bağları da yukardan bir çaba ile zayıflattı, hâlâ da zayıflatıyor. Modernleşme/sekülerleşme dinamiklerinin problemlerine yeni bir "civic" zemin inşa edilmeye çalışılarak önlem alınacağına, felaket ateşine odun atan bir devlet zihniyeti var. Yorum yazmak için: |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Okan Arslan (Konuk)
|
Şu bir gerçektir ki, bizdeki siyaset, temel olarak Milliyetçi ve Devletçi reflekslerin, az ya da çok ifadesinden başka bir şey değildir. Nitekim, bugün gerek AKP, gerekse CHP, birbirinden farklı dozlarda olsa da, yeri geldiğinde Milliyetçi ve/veya Devletçi reaksiyonlarını net bir şekilde ortaya koyarak, toplumdaki ve devlet nezdindeki meşruiyetlerini devam ettirmeye çalışmaktadırlar. Öyle ki, geçmişten bugüne sağ ve sol dediğimiz partiler, birbirleriyle adeta bir Devletçilik ve Milliyetçilik rekabeti içine girmişlerdir. Hiçbir siyasetçi (sağ ya da sol olsun) Milliyetçiliği kimseye kaptırmaz. Aynı şekilde tarihsel sebeplerle kutsanan "Devlet" kavramı da siyasetçilerimizin ağzından düşmez. Yorum yazmak için: (2 Yorum!) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Onur Kırboğa (Konuk)
|
Hollywood yapımcılarının ABD’nin dünya politikalarını eleştiren filmler yaptıkları bir dönemdeyiz. ‘Tanrının Vadisinde’ filmi de bunlardan biri. Her ne kadar bu film ABD’nin Irak’ta bulunuş nedenini sorgulamasa da, Amerikan ordusu içinde yaşanan yozlaşmanın sorgulanması ve su yüzüne çıkarılması sebebiyle önem arz ediyor bence. Askerlerin artık duygusuzlaşmaya başladığı ciddi bir ahlaki çöküntünün yaşandığı konusu açıkça ele alınıyor. Yorum yazmak için: (2 Yorum!) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Okan Arslan (Konuk)
|
Ülkemizde bu tarz Yeni Demokrasi anlayışını savunan akademisyenler ve düşünce adamları mevcuttur. Bunların başında ise Etyen Mahçupyan, Ali Bayramoğlu, Kürşat Bumin, Ferhat Kentel, Fuat Keyman gibi aydınlar gelmektedir. Post-Liberal paradigmayı “Demokrat Zihniyet” şeklinde tanımlayan ve yukarıda açıklamaya çalıştığımız tarzda bir Post-Modern Diyalojik Demokrasi anlayışını öneren ve insanlığın gidişatının da bu yönde olduğunu söyleyen Etyen Mahçupyan, Modernite’nin ürünü olarak gördüğü (Sosyalizm, Liberalizm, Ulus-devlet vb. ) akım ve kavramların artık geçersiz paradigmalar olduğunu ifade ederek, kendi önerdiği Demokrat Zihniyeti ise “Ölmez Paradigma” olarak sunmaktadır. Yorum yazmak için: (1 Yorum!) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Doğan Gürpınar
|
Oysa ki; onların derdi emekten ve emekçiden yana olmaktır. Gericilikten değil ilericilikten yana olmaktır. İlkeler değil konjonktürler önemlidir. 1970’lerde de çok bahsettikleri “demokrasi”nin AKP’ci, emperyalist tanımıyla değil gerçek anlamıyla “halkçı” olanını tesis etmek istemektedirler. Demokratik Almanya, Çin Halk Cumhuriyeti, Doğu blokunun halk demokrasileri gibi. İronik bir şekilde de günümüzle ilgilenmeyip “12 Eylül’cüler yargılansın” diyerek ve 12 Mart nostaljisi yaparak anti-faşizmi tekellerinde tutarak anti-faşist olmaktan hoşlanmaktadırlar. Onlara bu davalarında başarılar dileriz... Yorum yazmak için: |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Rasim Ozan
|
Bizim Tanrıya inanmayan Müslümanlarımız olmadı. Biz adeta bir pseudo-modernleşme yaşadık, bunun en vahim sonuçlarını da bugün (sözde) seküler Türk aydınında görmek mümkün. Bu olgunun billurlaştığı nokta da türban meselesi... Türk aydını; geleneğinden gelen Din olgusuyla cebelleşerek, gelgitler yaşayarak La-dini bir dünya görüşüne sahip olmadı. Varolan şeye yokmuş gibi davrandı, ve böylece bağlarını kestiğini, laik olduğunu sandı. Yorum yazmak için: (2 Yorum!) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Okan Arslan (Konuk)
|
Çoğu eski uygarlıkta görüldüğü gibi bir kast sisteminin ve köleliğin kurumsal olarak varlığını sürdürdüğü Atina Demokrasisi, oy kullanma hakkını 18 yaşını doldurmuş ve efeb denilen askeri sınıfa girmiş erkeklerle sınırlamaktaydı. Dolayısıyla, insanlığın ilk demokrasi deneyimi, bir manada sınıfsal ve oligarşik bir yapı arz etmekteydi. Öte yandan, bugün Dünya’nın en fazla etnisiteyi bünyesinde barındıran, en kalabalık ve yoksullukla demokrasiyi bir arada yürütebilen yegane demokrasisi Hindistan da Dünyanın en eski demokrasilerinden biridir. Yorum yazmak için: |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Rasim Ozan
|
Açıkça söylemek gerekir ki Türkiye’nin yeni kuşaklarıyla birlikte karşılıklı sevgisizlik, güvensizlik ve etnik ayrışma psikolojisi hızla artıyor. Bu mesele siyasal bir sorun olma durumunu gün geçtikçe geride bırakıyor ve eğer bu sorun bir toplumsal mesele haline, bir ayrışma meselesi haline adamakıllı gelirse kimse olacakların önünde duramaz... Bu ülkenin kent merkezleri çatışma sahası haline gelir ve tüm toplum olarak kendimizi bir kan banyosunun ortasında buluruz. Yorum yazmak için: (11 Yorum!) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Doğan Gürpınar
|
Türkiye’deki Arnavut kökenlilerden bağımsız olarak Türklüğün kurucu değerlerinden biri olan Rumelili Türk olmayan Müslümanlara, ama en fazla da Arnavutlara özel bir sempati ve yakınlık bağı Kosova’nın bağımsızlığı sürecinde un ufak olmuştur. Öyle ki her Türkün büyük bir sempatiyle karşılaması beklenecek (bir nevi bir yüzyıllık rüyanın gerçek olması, Balkan Savaşlarında Sırbistan’a kaybedilen çoğunluğu Müslüman bir toprağın yüz yıl sonra yeniden kazanılması şeklinde algılanması beklenebilecek) bu olaya hiç bir Türk milliyetçisi doğru dürüst sevinememiştir. Yorum yazmak için: (2 Yorum!) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Editor
|
Ruşen Çakır’ın başında bulunduğu SORAR adlı think-thank 10 Mart Pazartesi günü “Kara Harekatı Sonrası PKK ve Kürt sorunu” başlığı altında bir çalıştay (workshop) düzenledi. TPE’den Rasim Ozan Kütahyalı’nın davet edildiği toplantının diğer katılımcıları Ali Bulaç, Altan Tan, Ayşe Böhürler, Aydın Engin, Cengiz Çandar, Doğan Erbaş, Hasan Cemal, Nuray Mert, Osman Kavala, Şahin Alpay, Soli Özel, Şerif Mardin, Seydi Fırat, Mehmet Tezkan, Mehveş Evin, Ümit Kardaş, Ümit Fırat, Ömer Laçiner ve Ömer Lütfi Mete idi. Yorum yazmak için: |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Ömer Zarplı (Konuk)
|
Laik kesimin türbanı siyasal simge olarak tanımlamasının bir uzantısı da, farkında olarak veya olmayarak sürekli “bireyleri” tanımlamasıydı; kadınların ya hür iradeleri dışında ataerkil toplumsal düzenin baskısı altında örtündüklerini ileri sürdüler, ya da sinsi amaçlarından ötürü. Yani türbanlıları, hiçbir zaman özgür birer birey olarak görmediler. Diğer bir anlatımla, türbanlılar ya gericiydiler ve bir takım ajandaları vardı, ki eğer durum buysa “kamusal alanın” bu kesimden sterilizasyonu bir zorunluluktu, ya da hür iradelerini kaybetmiş, dinci kesimin edilgen nesneleri olarak algılandılar. Yorum yazmak için: (4 Yorum!) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Çisem Öznur (Konuk)
|
“Ben evlenmeyi düşünmüyorum! Çocuk yapmak da aklımda yok!” gibi bir cümle sarf edebiliyorlar. Bunlar hep incelenmeli. Başıaçıklar tamam, ama artık metropol merkezlerinde pantolonunda yırtıklar olan, eteği bir garip olan öyle stil yapan kadınlar türedi. Bunlar da kıvamımızı bozuyor. Kemalizm’in ideali tayyör modeli başıaçık kadınlarımızla ne mutluyduk. Bu ikinci nevzuhur başıaçıklar artıyor mu, derhal bilmek istiyoruz. Son 10 yılda kaç puan arttılar? Yorum yazmak için: (11 Yorum!) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Bekir Düzcan (Konuk)
|
Türban tartışmalarında da bu vakur halimiz ve "şaşırmama" serinkanlılığımız sayesinde delirmekten kurtuluyoruz. Örneğin yasak savunucularının şeriat tehlikesini önlemek, aile baskısını kırmak ve erkek hastaya bakmayan türbanlı doktoru yıldırmak için "türban yasağı devam etmeli" demelerine hiç şaşmıyoruz. Ortaçağ karanlığına karşı çıkıp, ilericiliğin "türbanlı bir doktorun erkek hastasına bakmama" ihtimaline dayanarak tümden yasaklamaktan geçtiğini kabulleniyoruz. Çünkü ilericilik gerekiyorsa onu da biz getiririz! Yorum yazmak için: |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Ömer Zarplı (Konuk)
|
Toplumun belli bir kesiminin iblisleştirilmesi (demonization) ve rejime, ulusal güvenliğe veyahut milli birlik ve beraberliğe toptan bir tehdit olarak görülmesi ve baskıcı yöntemlerle sistemin dışına itilmeye çalışılması ve temel haklarından mahrum bırakılması demokratik bir yapının ruhuna tamamen aykırı olmasının ötesinde, ilk defa bugün Türkiye de karsılaştığımız bir durum değil. Yorum yazmak için: (4 Yorum!) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Rasim Ozan
|
Özellikle 1 Mart 03 tezkeresi liberal aydınların ortasından tren gibi geçti. Medyadaki kendini liberal olarak tanımlayanlar-Gülay Göktürk hariç- tümüyle tezkereyi destekledi. ”ABD saldıracak yapacak bir şey yok, biz çıkarlarımızı koruyalım” sağcı mantığına hepsi yenildiler. İlk kısım sol ve İslami aydınlar da nasıl rijid ve yapısal bir anti-Amerikanizm ve onun yarattığı saçmalıklar varsa basındaki liberallerin de ciddi kısmında Batı yandaşlığı/Amerikan-yandaşlığı pozisyonunun liberal olmak için zorunlu olduğu gibi bir kanı var. Liberaller açısından unutulmamalı ki AB-yandaşlığı yada tüm konjonktürel yandaşlık pozisyonları kaldıraç olarak önemlidir. Yorum yazmak için: (2 Yorum!) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Ceren Kenar
|
Aynı zamanda dinin kamusal görünürlülüğün yarattığı rahatsızlık da başörtülü kadınların ötekileştirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Her ne kadar bu bildiriye imza atan akademisyenler, emek ve emekçinin dostu ifadeleri ile sınıfsal ayrımın karşısında olduklarını ima etmişse de; sınıfsal pozisyonların sadece ekonomik sermaye üzerinden tanımlanamayacağını ifade eden son dönem sınıf teorileri hesaba katıldığında, başörtülü kadınların ötekileştirilmesi aslında tam da sınıfsal bir ayrımcılığın geçerli olduğunu ima etmektedir. Yorum yazmak için: (1 Yorum!) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Doğan Gürpınar
|
Daha önceki iki akademisyen bildirisi de, üzerine kamuoyunda çok tartışılan bir konuda akademi mensuplarının da bu sorunun en fazla muhatabı olmaları hasebiyle bu üniversite konusunda bir söz söyleme kaygısını taşımaktaydı. Yani o metinlerde “aydın”ların imzalarının olmamasının mantığı buydu. Ancak bu bildiri fırsat bu fırsat diyerek akademi dışı her konuda da fikrini belirtmeyi tercih etmiştir. Bu yazıyı kaleme alanın hafzasının almadığı ise bir tekil sorun olan bu meselenin nasıl olup da Türkiye’nin zaten onyıllardır cebelleştiği diğer sorunlarla ilişkilendirilerek bir sorundan bir malzemeye dönüştürülmüş olmasıdır. Yorum yazmak için: |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Okan Arslan (Konuk)
|
Nitekim, 1950 yılında CHP’den kopan kadroların kurduğu Demokrat Parti iktidara geldiğinde; Cumhuriyetçi kitle, Türkiye’nin geriye gideceği korku ve vehimiyle yaşamış; böyle bir senaryo hiç gerçekleşmese de mevcut korku ve vehimler paranoya seviyesine ulaşmış ve siyasal iktidar, Merkez Paradigma’ya ihanet ettiği ve karşı devrim çabası içinde olduğu gerekçesiyle devrilmiş ve Kemalist sistem düşmanların elinden kurtarılmış; böylelikle de sistem, deyim yerindeyse “resetlenmiştir”. Ancak, sistemin korku ve vehimleri azalmamış; aksine daha da artmıştır. Yorum yazmak için: (1 Yorum!) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Rasim Ozan
|
Ulak'ın adı İbrahim... Bu başlı başına mükemmel bir çıkış noktası. Ulak öyle güzel hem açık hem gizli bir film ismi ki. Film bir bütün İbrahimi geleneğe hitap edip, tam da günümüzde herkesin sorduğu o kadim ve büyük geleneğin dinleri arasındaki mevzulara girebilir, o konuda kelam edebilir. Nitekim etmek istiyor da, Mehmet'in kitabı olgusu, o kitapta yazanlar, hemen filmin açılışında “Mehmet'in kitabından iktibas edilen söz de bu konuya Irmak'ın girmek isteyişini gösteriyor. Yorum yazmak için: (1 Yorum!) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Devamı...
-
Şirinler Köyü**
-
Cemil İpekçi, Muhafazakarlık ve Ahlak**
-
Hiç Birimiz Hrant Değiliz!
-
Bir Demokrat Parti vardı...
-
Siyasi Mizah ve Yeni Kuşak Komedyenler**
-
Bu topraklarda 'biz'e rağmen Muhtar Kent olabilmek**
-
Altın Pusula nereyi gösteriyor?
-
Amerikanlaşan Toplum
-
Kemalizm'i ihaleye açalım!**
-
Bir İçtihat Olarak Kemalizm
-
Cumhuriyetimizi Vicdan İle Anmak...
-
Ateizm Problemi: Tanrıtanımazlığın Ötesinde ve Ateizmin İmkansızlığı
-
Modernleşme, İslam ve Özgürlük
-
Türkiye Darfur olur mu?
-
"Muhafazakar sol": Türk sağının kendi solu
-
Organizasyon: TPE, "Sivil Anayasa İçin Sivil Toplum Forumuna" katıldı.
-
Elmalarla Armutlar: "Sağ" ile "Sol"
-
Saygı Duyabilmek...
-
Başka Bir Sol Mümkün(dü)
-
Seçim gecesinden politika notları
-
İki tarz -ı liberteryenizm
-
Muzlar, işçilerden daha mı özgür olmalıdır?
-
Doksan Dakikada Ulusalcılık
-
CHP gerçekte bir "sağ parti" mi?
-
Ağar ve Mumcu: 'Mola' bitti, demokratlığa devam edebilirler*
-
Organizasyon: 12 Mayıs'ta Hürriyet Yemeğindeydik:
-
Tehlikenin adı: Kölelik Yolu
-
Yanılgılar, Çelişkiler, İroniler
-
Türk Solundan Elde Kalan - II: 12 Eylül Sonrasında Laikçiliğin İmalatı ve Sol
-
Bir anketin dili!
-
Mağdursever (!) Türk halkı efsanesi
-
Tehlikenin Farkında Mısınız?
-
Çoban ve Sürü
-
İsmet Özel: Çelişkiler ve Vicdan
-
Bu vahşet hepimiz için imtihandır!!!
-
Laikliğe Karşı Bir Miting: Tandoğan-14 Nisan-Özde değil sözde laikler
-
Ulusalcılık, Türk sol geleneği ve İzmir
-
Türk solundan elde kalan - I
-
Sahte bir kültün özgürlük düşmanlığı*
-
Küreselleşme hakkında "Sıkça Sorular Sorular"
-
Şair ve son fotoğraf
-
Vergi, küresel sermaye ve rekabet gücü
-
Neo-Liberal Saldiri - IIII: Bir Söylemsel Gordion Düğümü olarak "Neo-Liberalizm"
-
Ayn Rand: Düşünceli Romancı : Bölüm 3
-
Gelinen nokta ve paşalara çağrı...
-
Haberler de Masum Değil*
-
Yahudilik ve Türk Aydınları
-
Azerbaycan dosyası
-
Kaldırılan "Aman"
-
Etyen'in Türklerinden olmak...
-
Hrant Dink
-
Neo Liberal Saldırı III - Sol ve Liberalizm: Yumurta ve Tavuk
-
Türkiye Üniversitelerinin Tasfiye Geleneği
-
Ayn Rand: Düşünceli Romancı : Bölüm 2
-
Neo Liberal Saldırı - II: "19. Yüzyıl Mirası ve Tarihsel Sosyalizm"
-
Erdoğan ve Ecevit: "Apayrı iki lider!" mi?
-
Önümüzdeki Bir Yıl ve Yabancı Bankalar
-
Neo-liberal saldırı - I: "Eskisiyle Yenisiyle Sol"
-
Ayn Rand: Düşünceli Romancı : Bölüm 1**
-
Orhan Pamuk, Nobel ve Ruh Halimiz
-
AB Üyeliği Neden Gerekli?
-
Ak Parti'nin siyasi felsefesi nedir?
-
Filler ve Çimenler...
-
"V for Vendetta": Sonsuza dek özgürlük...
-
Ulusalcılığı, Türk Milliyetçiliğini ve anti-emperyalizmini ciddiye almak
-
Tepemizde sallanan demokles kılıcı: Anti-Semitizm
-
Kadınlık ve vicdani ret üzerine notlar
-
Latin Amerika, küreselleşme ve piyasa ekonomisi
-
"Yerel"'e karşı "Evrensel" Etyen Mahçupyan- Atilla Yayla tartışması -II
-
Dear Sam Amca...
-
Kelimeler ve Şeyler: Peki o zaman beş yüz binden fazla "insana" ne oldu?
-
Fifa 2006...
-
Türkiye'nin UCM'ye taraf olması için 10 neden
-
Zamanın ölümü ve ulusal çıkar - III
-
Agnostisizm (bilinemezcilik) ve dünyayı değiştirme
-
Yol ayrımı: Ak Parti ve Liberaller
-
Organizasyon: Ortak Konferans: TPE-TESEV
-
Lennon ve Bastiat
-
Zamanın ölümü ve ulusal çıkar - II
-
Kalbin de söyledikleri vardır ki...
-
Ülkelerin zenginlik ve yoksulluğu -II
-
"Baba ve Piç"
-
Etyen Mahçupyan- Atilla Yayla tartışması
-
Ülkelerin Zenginlik ve Yoksulluğu
-
-Sonuç-
-
Merkez Bankası ve Piyasalar
-
Milliyetçiliğe "Türkçe" bir bakış mümkün değil mi?
-
Toplumu kim dönüştürecek?
-
"Haklı savaş doktrini: Savaşın Yürütülmesi
-
Zamanın ölümü ve ulusal çıkar - I
-
Mehmed Cavid Bey
-
"Halkların yasası"nı oluşturan sekiz ilke
-
Liberal bir inanç ve liberaller
-
La liga'nın sonu
-
Aşka Dair...
-
Milliyetçilik öz kültürümüze yabancıdır.
-
Türk Milliyetçiliğinin Batılılaşmasının Mutlu Sonu-II
-
Büyücü eğitiminde yeni yönelimler...
-
Demokratik Toplumların sorumluluğu
-
Ekonomik Risk ve Beklentiler
-
2006'da neler olacak?
-
Türk Milliyetçiliğinin Batılılaşmasının Mutlu Sonu
-
Benim adım keyif...
-
Zamanda Gezinti
-
Uyuşturucu yasakları ve hukuk
-
Her Yönüyle "Kurtlar Vadisi"
|
|
|
"En büyük devrimciler devrimin ertesinde en büyük Muhafazakarlar olurlar." Hannah Arendt |
|